İRAN-İSRAİL ÇATIŞMASI VE TÜRKİYE
- dispolitikavetarih
- 23 Haz 2022
- 3 dakikada okunur

· Hem Uluslararası hem de bölgesel gelişmeler ve konjonktürden ayrı değerlendirilemeyecek olan İsrail-İran çatışması son zamanlarda farklı bir boyuta doğru evrilmeye başladı.Özellikle İran içerisinde nükleer bilim çalışmaları yürüten bilim insanları ve Devrim Muhafızları mensubu ve örtülü operasyonlarda komuta kademesinde yer aldığı bilinen önemli askeri portreler ülke içerisinde hatta Tahran’da birer birer ortadan kaldırılmaya başlandı.Bu noktada İran rejimi her ne kadar kendi iç medyasını spekülasyonlarla yönetmeye çalışmış olsa da son yıllarda özellikle iyice ortaya çıkan,rejimin kendi temel sorunlarını ve iç krizlerini dışarıya taşıma amacıyla birlikte kendi olumsuzluklarını örtbas etme içerisinde olduğu bilinen ve yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.
· İran-İsrail anlaşmazlığının temelinde yer alan dini anlaşmazlık ve emperyalizm kavramının dışında bu güncel olayları yaratan en önemli etkenler aslında Nükleer antlaşma müzakerelerinin ve bölge içerisindeki Körfez/Yahudi konsensüsünün oluşmasıdır.İran’ın veya bölgede kendi çıkarına aykırı herhangi bir devletin yıkıcı bir güce ulaşmasını henüz temelinde yok etme anlayışına sahip olan bir devlettir İsrail.Bu noktada özellikle ‘’Begin Doktrini’’ söz konusu bir etken olmaktadır.Bu doktrin aslında önleyici meşru savunma anlayışını içeren ve olayın gerçekleşmesine izin vermeden potansiyel tehditleri yok etme sistematiğiyle oluşturulmuş ve uzun yıllardır İsrail’in devlet politikalarından birisi haline gelmiştir.

· İsrail,İran’ın nükleer faaliyetlerini kendisine karşı bir oluşum olarak değerlendirmekle birlikte son süreçle birlikte artık İran’ın ana kalbinde operasyonlara başlamıştır.Bu durumu aslında ortaya ‘’Ahtapot Doktrini’’ anlayışının farklı bir evreye geçtiğini,İsrail’in artık İran’ın bölgedeki vekil unsurlarıyla yani ahtapotun kollarıyla değil,direkt olarak ahtapotun beyniyle yani İran’ın kendi içinde çözeceğini ortaya koymasıyla daha da netleşmiştir.Bu durum aynı zamanda İran’ın vekil unsurları olan Hizbullah,Suriye içi milisler,Yemen’de bulunan Şii unsurlar gibi aktörlerin yapacağı eylemlerden de İran’ın direkt olarak sorumlu tutulacağı anlayışını oluşturmaktadır.

· Tüm bu süreç nükleer antlaşma ve silah yapma sürecinin dışında değerlendirilemeyeceği gibi İsrail-Türkiye ve İsrail-Arap Koalisyonu normalleşmesi ve sürecinden de ayrı değerlendirilemez.Özellikle Trump döneminde ortaya konan ‘’İbrahim Antlaşmaları’’ ile birçok Arap ülkesiyle ve bölge ülkesiyle diplomatik ilişkileri resmiyet çerçevesinde tesis eden İsrail,bu arap ülkelerinin de Rakip hatta bazılarının düşman olarak gördüğü İran’a karşı politikalarını sertleştirme fırsatı bulmuş,bölgedeki izolasyon halinden kurtulabilme şansı içerisine girebilmiştir.
· Özellikle şu sıralarda söz konusu olan olası bir Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi ve ondan öncesinde ortaya çıkmış olan Türkiye-İsrail normalleşmesi ile birlikte bölgede İran’ın yalnızlaştığı ve özellikle Türkiye’ye karşı olan görüşünün değiştiği,Suriye ve Irak içerisinde vekil unsurlar üzerinden Mehmetçiğimize zarar verilmeye çalışılan durumların ortaya çıktığı görülebilir.
· Bu noktada geçtiğimiz haftalarda ve süreçte ülkemiz içerisinde İran ajanlarının,İsrail karşıtı eylemlerinin engellenmesi,İsrail tarafından vatandaşlarına Türkiye’yi terk etmeleri çağrısı gibi hem ekonomik olarak (turizmsel) hem de siyasi olarak tarafların birbirlerini suçladığı ve gelecekte problemli alanlar yarattığı bir durum söz konusu olabilir.

· Sonuç olarak İran ve İsrail arasındaki çatışma ve anlaşmazlık durumu farklı bir seviyeye evrilmiştir.Bu seviyeden itibaren İsrail bölgedeki izolasyonundan kurtulmanın da verdiği özgüvenle birlikte ‘’Ahtapot’’ olarak gördüğü İran’ın direkt olarak beynine yani kendi ülkesi içerisinde kilit noktadaki adamlarına ve işleyişlerine saldırılar yapmaya karar verdiği görülmektedir.Bu süreçte bölge vekalet savaşlarının daha da arttığı ve şiddetlendiği,istikrarın bozulduğu ve İran’ın daha da izole edildiği ve bölgedeki birçok ülkeyle diyalog dahi kuramayacak duruma düşürüldüğü bir durumla sonuçlanabilir.Tüm bu durum İran’ın daha da agresifleşmesine , nükleer çalışmalarına hız vermesine ve geri döndürülemeyecek şekilde bir eksen kayması yaşamasına sebep olabilir.Bu noktada Türkiye;akılcı,rasyonel,pragmatist ve realist politikalarından ödün vermemelidir.Bölgede ortaya çıkan yeni gerçeklik ve dahil olduğu normalleşmeler sürecinden dışarı çıkmamalı ve kendini izole etmemelidir.Ancak tüm bunları yaparken bölgede hem İsrail ile hem Suudi Arabistan ile hem de İran ile diyalog halinde kalabilen bir ülke olarak,bölgenin istikrarını sağlamalı ve hem yeni mülteci akımlarının hem de farklı vekil aktörlerin çatışmalarının önüne geçmek için elindeki asırlardır birikmiş olan diplomatik yeteneklerini kullanmalıdır.
Comments